Çaldağı – Kasaba’mdaki Darbe

Salih Özbaran: Etkilenecek olan Kasabalıların, köylülerinin, Egelilerin ve doğaseverlerin umutlarına karşılık, TBMM’de gece yarısı uykulu gözlerle havaya kaldırılan parmak sahiplerinin işaret ettiği kararlardan sonra nasıl bir doğa ile karşılaşacaklarını bilemem. Ama şu kitapçığın uyarılarla dolu sayfalarının yaşadığımız günlerden tarihe düşülen bir not olarak kalacağını sanıyorum. Dilerim, önümüzdeki kuşaklar -çoğu gazete ve dergilerde yayımlanan- satırların gereksiz vehme, kuruntuya, korkuya kapılarak yazılmış olduğu yargısına varırlar; umarım, gece kaçan uykularımın, bedenime ve duygularıma saplanan sancılarımın sadece sanal dünyaya ait olduğunu düşünürler; umarım, yetkililer de bir hiç uğruna bayındırlığı yıkılan güzelim bir doğa parçasından püskürecek tehlikelerin kendilerine de ne kadar yakın olduğunu anlarlar. Aksini düşünmek ürkütüyor beni.  

Vladimir Vladimiroviç Putin: Rusya’yı Ayağa Kaldıran Lider

Hiç başkanlık rüyası görmemiş sıradan bir taşra bürokratı, bir sabah uyandığında kendini devcileyin bir başkana dönüşmüş olarak buldu. Sovyetler dağılıp dünya yeni bir düzene doğru giderken, kimsenin dikkatini çekmeyen sadık KGB ajanı birden bire imparatorluğu ayakta tutan bir süper lidere dönüşüyor. Vladimir Vladimiroviç Putin: Rusya’yı Ayağa Kaldıran Lider, yalnız Putin’in değil, Sovyet sonrası Rusya’nın çok canlı, çok etkileyici bir fotoğrafını sunuyor.  “Yıllarca Moskova’da çalışan deneyimli gazeteci Cenk Başlamış ve Okay Deprem, Putin’in Leningrad sokaklarından KGB başkanlığına, oradan Kremlin’e uzanan iktidar öyküsünü eşsiz ayrıntılarla anlatıyor. Son beş asırdır Türkiye’nin hep dikkatle yaklaşmak zorunda olduğu komşusu Rusya’da neler olduğunu anlamak isteyenler  bu kitabı mutlaka okumalı.”  – Murat Yetkin “Putin Rusyası ile ittifak arayışlarının tartışıldığı bir dönemde yayımlandığı için değeri daha da artan bu kitap, Türk okuruna benzersiz bir katkı sunuyor. Rusya’yı uzun yıllar boyunca Rusya’da yaşayarak, Rusça okuyarak, Ruslarla Rusça konuşarak izlemiş iki tecrübeli uzman gazeteci, bu büyük komşumuz ve güçlü liderleri Putin hakkında bizi bilgilendirip aydınlatıyor, böylece önemli bir eksikliği gideriyorlar. Türk gazeteciliği adına övünç duyulacak bir çalışma.”    – Kadri Gürsel

Komünist Rotaya Dair

İsmail Hardal’ın farklı zamanlarda kaleme aldığı yazıalrının kitaplaştırılarak okura sunuylmasındaki maksat, devrimci hareketin günümüzdeki gerçekliğini anlamak açısından kilit önemdeki konuları soruglaması ve eleştiri masasına yatırmasıdır. Kitapta bir araya getirilen yazıların ana vurgusu, genel anlamda komünist hareketin aktif, sistematik bir ideolojik ve siyasal savaşım yürütmesi üzerinedir. Egemen sisteme karşı teşhir ve tutum alışın zorunluluğunu ısrarla ifade etmesi; bağımsız komünist bilinç ve örgütlülüğün geliştirilmesinin tayin edici önemde olduğunun altını önemle çizmesi dikkate değerdir. Yazılarında sıklıkla, komünist hareketin teorik, ideolojik, siyasal ve sınıfsal olarak ayrım ve ölçülerinin çok net çizilmesi gerektiğini tartışır, tarihsel ve toplumsal gerçekliğe uygun konumlanmasına işaret eder. Gerçekliği kavramak, ancak teori aracılığıyla mümkün olabilir. İdeolojik yaklaşımların sorunlar karşısında çözüm üretmesi bir dilek sorunu değil, düşünsel, pratik, iradi ve bilimsel çabalar sorunudur. En nihayetinde, devrimci politika, “ne yapmak” sorusuna cevap arama, çözüm üretmedir. Komünist siyaset, somut gerçeklerden hareket ederek toplumsal yaşamın dönüştürülmesi mücadelesidir, koşulları oluşturma gücüdür. Bu istekle kitabın okunacağını umar; ortak tavırların, kolektif söz üretmenin imkanlarının açığa çıkarılmasına vesile yaratmasını umt ederim.

Savaş Yönetimi ve Siyaset

Birinci Dünya Savaşı’nın ünlü generali Erich Ludendorff (1865-1937) bir askeri teori eseri olan “Savaş Yönetimi ve Siyaset” adlı kitabını 1921 yılında yazdı. Bu eseri neden yazdığını kendisi şöyle ifade ediyor: “Siyaset ve Savaş Yönetimi hakkında çok şey yazılmıştır. Benim de aynı şeyi yapmamın ve Savaş Yönetimi kavramını öne çıkarmamın sebebi, bizde bu kavramın tam olarak anlaşılmamış olmasıdır. Siyaset ve Savaş Yönetimi arasındaki etkileşim çoğu kez, savaşın acı gerçekleri ve halkların yaşam ve iktidar arzuları bağlamından kopuk olarak, tek taraflı ve sadece siyasi partinin bakış açısı ve siyasi düşünce tarzı ile değerlendirilmektedir.“ Ludendorff eserinde önce General von Clausewitz, Büyük Frederik, Bismarck ve General Moltke’nin savaş hakkındaki düşüncelerini özetliyor. Mutlak Savaş ve Gerçek Savaş kavramlarına açılık getiriyor. Eski savaşlarla dönemlerindeki savaşlar arasındaki farklara dikkat çekiyor. Ludendorff, savaşın kazanılmasında Yurtiçi’ndeki halkın morali (Halk Ruhu) ile cephedeki askerin motivasyonu arasındaki etkileşime sık sık temas etmekte, zaman zaman halkın yeterli motivasyona sahip olmadığından, Siyaset Kurumu’nun bu konuya gerekli önemi vermediğinden şikayet etmektedir. Ludendorff, hükümetlerin savaşın ihtiyaçlarını karşılamakla mükellef olduğunu, bu bağlamda Harp Ekonomisi’nin çok önemli olduğunu vurgulamaktadır. Eserin ana konusu, savaşın siyasi hedefini belirleyen Siyaset Kurumu ile askeri hedefe ulaşmakla yükümlü Savaş Yönetimi arasındaki ilişkilerdir. Ludendorff, “Ben Siyaset ile Savaş Yönetimi arasında zıtlık bulunmasını hiçbir…

Her Şey Milliyetçi Türkiye İçin

Muhittin Çolak…Namıdiğer Rüzgarın Oğlu… Bu adı ona MHP Genel Başkan Yardımcısı Dündar Taşer Bey verdi. O kimseye hak etmediği bir nitelendirme yapmazdı. Milliyetçi-Ülkücü harekete çocuk denilecek yaşta Alparslan Türkeş’in yanında başladı ve Başbuğ’un en çok güvendiği kişilerden biri olmayı başardı. Başbuğ vefat ettiğinde MHP teşkilatlarının başında Muhittin Çolak vardı ve bir süre genel başkanlığa da vekalet etti. Muhittin Çolak, merhum Alparslan Türkeş’in 1965’ten ani vefatı 4 Nisan 1997 tarihine kadar geçen sürede, Başbuğ’un “Sır Küpü” oldu. Muhittin Çolak ismi Ülkücülerin hafızalarının derinliklerine kazındı. Türkiye’de çeşitli siyasî grupların yöneticileri ve bireyleri “özeleştiri kültürü” çerçevesinde “anı-belgesel” türü çok sayıda kitap yayınladılar. “İtirazları” da vardı aralarında klik hesaplaşmaları da… Türk milliyetçileri, Ülkücüler ise “sosyolojik sorgulama”larını çeşitli sebepler yüzünden hep ertelediler. Bazı isimlerin anıları hapishane ve kaçak günlerin hamaset yüklü anılarının ötesine geçemedi maalesef… 12 Eylül 1980 öncesinin çeşitli olayları aradan geçen bunca zamana kadar tam anlamıyla aydınlanmış değil…Muhittin Çolak bu kitapla 1965-1997 yılları arasında yaşanan ateşten günlerin bilançosunu ortaya koymaya hazırlanıyor. O günleri yaşayanların okurken aynada kendilerini göreceklerinden hiç şüphe yok…

Batı Aklına Karşı Türkiye

Batı dünyasından gelen amansız hücumların asırlar boyunca bizlere neler getirdiğini ve nelere mal olduğunu ortaya koymak için Batı’da hâkim olan akıl çeşitlerinin işleyiş tarzını yine Batı’nın tanınmış filozoflarının ifadeleriyle ortaya koymak gerekir. Biz bu kitapta Batı’nın aklını Descartes’in Romalı filozof Seneca’nın aklı için kullandığı “müşrik akıl” nitelemesinden hareketle tasnif edip değerlendirdik. Üçlü tanrı anlayışına bağlananların aklına “müşrik akıl” dedik, Alla’a, dine ve peygambere inanmayanların aklına “münkir akıl” sıfatı zaten biliniyordu. Allah’ın birliğine, peygamberine ve kitabına inananların aklını da “mü’min akıl” şeklinde ifade ettik. Bütün düşünceleri ve hareketleri bu üç akıl anlayışına göre değerlendirmeye gayret ettik.

Tanklar Kabe’ye Dayanmadan

Irak ve Suriye’den sonra Basra Körfezi’ni, Kuzey Afrika’yı, Pakistan/Afganistan hattını imha etmenin çalışmalarını yapıyorlar. Ama nihai hedefleri İslam’ın kalbini, Mekke ve Medine’yi vurmaktır. Kudüs’ün işgalinden yüz yıl sonra İslam’ın kalbini rehin almak, Müslümanları utançlarından başlarını kaldıramaz hale getirmek istiyorlar.

Lawrence’ın Çocukları

“Sizden Müslümanlar’ı Hristiyan yapmanızı istemiyoruz. Sizin asıl göreviniz Müslümanlar’ı İslam dininden uzaklaştırmaktır. Doğumlarından ölümlerine kadar haç takmasınlar, kiliseye gitmesinler, vaftiz olmasınlar ama Hristiyan gibi yaşasınlar. Bunu çağdaşlık adı altında yapın. Allah’ı ve Peygamber’i tanımayan bir nesil büyük işlerle idarelerle uğraşmaz; idealsiz, dinsiz, mefkûresiz yaşarlar. Rahatı, tembelliği parayı ve nefislerini sever; arzu ve şehvetlerini tatmin için uğraşırlar. Müslümanları vaftiz etmek için boş yere çabalayıp durmayalım. Başka yollar başka çareler deneyelim. İslam memleketlerinde girişeceğimiz faaliyetlerde onlara, Hristiyan adetlerini, Hristiyan bayramlarını, Hristiyan kültürünü, Hristiyan ahlakını aşılayalım. Bir Müslüman’ın doğumundan ölümüne kadar kimliğinde Müslüman yazabilir, fakat bir Hristiyan gibi yaşayarak cami önündeki teneşire yatmalıdır. Kiliseye gelmesine gerek yok varsın camiye gitsin. Ama bir Müslüman’ı hayatı boyunca Hristiyan gibi yaşatmalıyız.” Rahip Samuel Zwemer Misyonerlik Konferansı Kudüs, 1935