Immanuel Kant'ın Kozmopolit Hukuk İdealine Karşı Carl Schmitt'in Realizmi
Felsefe Kitapları / 3 Ağustos 2019

Bu kitapta, insanlığın yüzyıllara rağmen son veremediği ağır insan haklarının sonuçlarından ziyade sebeplerine odaklanılmıştır. Özellikle İnsan hakları ihlallerinin bu denli meşruiyet veya aleniyet kazandığı son iki yüzyılda, uluslararası hukukun giderek yok olmaya yüz tuttuğu iddiası da bu çalışmanın başlıca sorunsalıdır; uluslararası hukukun, imkanı ve imkansızlığı üzerine bizi düşündürmeye ve araştırmaya sevk eden, tarafımızca görüşlerinin ‘evrensel bir öngörü’ olduğu iddia edilen iki önemli düşünür çalışmamızda karşı karşıyalar: Immanuel Kant ve Carl Schmitt. Kant, “Ebedi Barışa Doğru” eserinde insanlık için kozmopolit hukuk düzeninin neden ve niçin gerekli olduğundan ve uluslararası düzeni garanti edebilecek hukuk kurallarının oluşturulması için devletlerin yükümlülüklerinden bahsetmiştir. Schmitt, “Siyasal Kavramı” eseri ve de “politik-olan” kavramı ile birlikte kitapta yer alıyor. Egemenlik kavramını her şeyin üstünde tutan ayrıca devleti her zaman, her koşulda önceleyen Schmitt, uluslararası hukuku eleştirirken “Politik-olan hukukun belirleyenidir” diyerek ‘hukukun araçsallaştırılmasına’ da karşı çıkmaktadır. Uluslararası hukukun bugünkü durumu karşısında kitapta varılan sonuç ise; “kozmopolit hukuk” düzeninin imkansızlığıdır. Bu durum ise Kant’ın ideali ile Schmitt’in realizmi arasında kalan bazı toplumların geleceğini belirsizliğe doğru sürüklemektedir.

Yeryüzü Tanrıları
Felsefe Kitapları / 1 Ağustos 2019

Woodrow Wilson’ın söylediği gibi, Cibran “Batı’yı kasıp kavuran ilk Doğulu fırtına”dır. Rodin’in öğrencisi olup ardında yüzlerce eser bırakan bir ressam, “Lübnan bir dağın değil, bir şiirin adıdır,” diyen bir şair, sevdiği topraklardan sürgün edilmesine rağmen sözünü asla esirgememiş bir düşünür ve yazardır. Yeryüzü Tanrıları, lirizmi, felsefi derinliği ve insanlığın evrensel kaygılarını mimleyen metaforlarıyla, diğer büyük eserlerinden geri kalmayan, görkemli bir metindir.

Enkheiridion
Felsefe Kitapları / 31 Temmuz 2019

Epiktetos (yaklaşık olarak MS 50-125/130): Roma İmparatorluğu döneminin en önemli ve en meşhur filozoflarındandır. Muhtemelen çocukken Roma’ya gelmiş, kendisi de bir zamanlar köle olan özgür Epaphroditus’un kölesi olmuştur. Epiktetos dönemin en büyük Stoacı öğretmeni Musonius Rufus’un derslerine katılmış, düşüncelerinin peşinden gitmiştir. Kölelikten azat edildikten sonra, İmparator Domitianus döneminde filozofların sürgün edilmesi kararı üzerine Roma’dan ayrılmış, Kuzey Yunanistan’daki Nicopolis’te okulunu kurmuştur. Birçok soylu Romalı onun öğrencisi olmuş, bunlardan Lucius Flavius Arrianus öğretilerini Sokrates gibi kaleme almamış olan Epiktetos’tan öğrendiklerini Diatribai ve Enkheiridion adlı iki ayrı metinde toplayıp günümüze ulaşmasını sağlamıştır. Diatribai’da Stoa etiğinin temel unsurları kapsamlı bir şekilde ele alınmıştır, daha kısa olan Enkheiridion ise sözlük anlamı gibi onun “rehber” olarak kullanılabilecek bir özeti sayılır.

Enkheiridion (Ciltli)
Felsefe Kitapları / 31 Temmuz 2019

Epiktetos (yaklaşık olarak MS 50-125/130): Roma İmparatorluğu döneminin en önemli ve en meşhur filozoflarındandır. Muhtemelen çocukken Roma’ya gelmiş, kendisi de bir zamanlar köle olan özgür Epaphroditus’un kölesi olmuştur. Epiktetos dönemin en büyük Stoacı öğretmeni Musonius Rufus’un derslerine katılmış, düşüncelerinin peşinden gitmiştir. Kölelikten azat edildikten sonra, İmparator Domitianus döneminde filozofların sürgün edilmesi kararı üzerine Roma’dan ayrılmış, Kuzey Yunanistan’daki Nicopolis’te okulunu kurmuştur. Birçok soylu Romalı onun öğrencisi olmuş, bunlardan Lucius Flavius Arrianus öğretilerini Sokrates gibi kaleme almamış olan Epiktetos’tan öğrendiklerini Diatribai ve Enkheiridion adlı iki ayrı metinde toplayıp günümüze ulaşmasını sağlamıştır. Diatribai’da Stoa etiğinin temel unsurları kapsamlı bir şekilde ele alınmıştır, daha kısa olan Enkheiridion ise sözlük anlamı gibi onun “rehber” olarak kullanılabilecek bir özeti sayılır.

Muhammed’den Önce ve Sonra
Felsefe Kitapları / 30 Temmuz 2019

Batılı bilginler uzun bir süre boyunca İslam’ı ve İslam dünyasını daha ziyade Batının ve Avrupa kültürünün şekillendiği, Batılı kimliğinin inşa edildiği süreçte ve farklı dönemlerde temas kurulan, Avrasya’nın köklü uygarlıkları kadar geçmişe ve birikime sahip olmayan bir rakip, bir yabancı, bir “öteki” olarak görmeye meyilli olmuşlardır. Bu nedenle İslam, Hıristiyan ve Yahudi kültürlerinin serpildiği bir dönemde ve coğrafyada ortaya çıkmasına ve bu kültürlerle sürekli etkileşim içinde olmasına rağmen, İlk Çağ ve Orta Çağ tarihçilerinin çoğu tarafından ihmal edilmiştir. Yirminci yüzyılın ikinci yarısından itibaren bu tavır eleştirilmeye başlandıysa da İlk Çağ hakkında yapılan en esnek ve cömert çalışmalar bile en fazla sekizinci yüzyıla kadar uzanmaktadırlar. Oysa tarihçiler İslam’ın Hıristiyan kültürü ve Rabbinik Yahudilik ile kıyaslanabilecek düşünsel olgunluğa ve nüfuza ancak onuncu yüzyıl civarında ulaştığına dikkat çekmektedirler. MS 1000 civarında bütün özellikleriyle  ayrıksı hale gelmiş bu yeni dinin doğası neydi? İslam uygarlığının, çağdaşı diğer uygarlıklarla ve İlk Çağın uygarlıklarıyla bağlantıları neydi? Muhammed’den Önce ve Sonra, bu gibi sorulara bir yanıt veriyor. Garth Fowden, İslam’ın miras aldığı karmaşık ve yüklü dinsel ve düşünsel gelenekleri, getirdiği yenilikleri, geleceğini, başarılarını, başarısızlıklarını, diğer dinler ve kültürlerle bağlantılarını anlamanın yolunun, dünya tarihini oluşturan ilişkiler ağı içinde İslam uygarlığının hangi düğüm noktasını teşkil ettiğini görmemize izin verecek kavramsal…

The Soul of Man Under Socialism
Felsefe Kitapları / 26 Temmuz 2019

In the Soul of Man Under Socialism, Oscar Wilde expounds on an anarchist world view. Wilde argues that under capitalism the majority of people spoil their lives by an unhealthy and exaggerated altruism-are forced, indeed, so to spoil them: instead of realizing their true talents, they waste their time solving the social problems caused by capitalism, without taking their common cause away. Thus, caring people seriously and very sentimentally set themselves to the task of remedying the evils that they see in poverty, but their remedies do not cure the disease: they merely prolong it because, the proper aim is to try and reconstruct society on such a basis that poverty will be impossible.

Hayvanları Anlamak
Felsefe Kitapları / 25 Temmuz 2019

Hayvanlar dünyayı nasıl algılar? Bir kedi ya da köpek olmak aslında nasıl bir şeydir? Hayvanları Anlamak kitabında Lars Svendsen; insanlara, hayvanların dünyasını anlayabilmeleri için ipuçları sunuyor. Hayvanların iletişimini, zekâsını, yalnızlığını ve acısını anlatırken çok daha temelinde de insan ve hayvanların nasıl birlikte yaşayıp bir çeşit arkadaşlık kurabileceğini derinlemesine inceliyor. Svendsen, şempanzelerden ahtapotlara birçok hayvan türünden örnekler sunuyor ancak asıl odak noktası günlük hayatımızda, en yakınımızda olan kedi ve köpekler. Köpeğiniz konuşabilseydi, onu anlayabilir miydiniz? Birçoğumuz bir köpeğin kuyruğunu salladığında ya da bir kedinin mırıldadığında mutlu olduğunu pekâlâ biliriz. Peki, etrafımızı çevreleyen hayvanlar aslında nasıl düşünürler? Ve biz gerçekten onları anlayabilir miyiz? Bu eğlenceli ve merak uyandıran kitap, hayvanlar hakkında bilgilendirici ve esprili konuları anlatırken, felsefe tarihinden tartışmalar ve örneklerle, güncel bilimsel bulgulardan, hayvanların yalnız hissedip hissetmediğine kadar onlarca felsefi soruya da cevap veriyor.

Bu Yüzyılın Dersi
Felsefe Kitapları / 23 Temmuz 2019

20. Yüzyıl’ın en etkileyici düşünürlerinden Karl Popper, sahip olduğumuz demokratik sistemi muhafaza etmede üzerimize düşen sorumlulukların farkında olmamız gerektiğini hatırlatıyor. Yarının dünyasını yaratacak olan şey bizim eylemlerimiz olacaktır. Gazeteci Giancarlo Bosetti’nin yaptığı bu söyleşilerde Popper geniş bir yelpazede çağdaş siyasal ve toplumsal meseleler üzerine konuşuyor. Sovyetler Birliği’nin çöküşünden üçüncü bir dünya savaşı tehlikesine, çocuklarımıza karşı yükümlülüklerimizden televizyonun potansiyel zararlı etkilerine kadar birçok konudan bahsediyor. Toplumumuzdaki yükselen şiddet ve bencilliğin, eğer önlem almazsak medeniyetimizi tehlikeye atacağı konusunda uyarıyor. Kitap aynı zamanda demokrasi teorisi üzerine iki konuşma da içeriyor; demokrasinin hiçbir zaman halkın yönetimi olmadığını (olamayacağını ve olmaması gerektiğini) ama tiranlığı önleyebilmek için elimizdeki en iyi yöntem olduğunu ikna edici bir şekilde savunuyor.

Transhümanizm ve Karşılaştırmalı İzdüşümü
Felsefe Kitapları / 20 Temmuz 2019

Her gün ölüm haberlerinin dünyanın dört bir yanından geldiği günümüzde bir yandan ekonomiyle mücadele ediyor, bir yandan hayat standartlarımızı bir nebze olsun koruyabilmek için her defasında daha fazla çalışmak zorunda kalıyoruz. Bu arada geçip giden tek şeyin zaman olduğunu, ömrümüz kısaldıkça yapacak ne kadar da çok şeyimiz olduğunu ama bir türlü yapmak istediklerimize başlayamadığımızı düşünüp hayıflanıyoruz. Etrafımızdaki ikon haline gelen dünya yıldızlarına bakıp bazenkendimizi onlarla kıyaslıyor, bazen onlar gibi olmak istiyor ya da sadece kendimiz olmak ve her şeyden izole yaşamak istiyoruz. Fakat tüm bu itiş kakışın ve debelenmenin ortasında ölüm gerçeği bizi yine sarıyor. Aslında ölümün en korkutucu yanı, ne zaman geleceği belli olmayan ve henüz işlerimizi tamamlayamadan kapıyı çalacak olmasıdır. Böylesine bir durumda üstüne bir de dünyada olup bitenler ve her televizyonu açtığımızda karşımıza çıkan iç karartıcı haberler eklenince kendi dünyamıza saklanıp kaçmak, sanal bir dünya oluşturmak ve o dünyada her kim olmak istersek onu olmak istiyoruz. Bazen “Fantastik Edebiyat”ın ve “Fantastik Filmler”in diyarında, bazen bilgisayar oyunlarında, bazen kendi hayal dünyamızda kaybolup gidiyoruz. Ölmek istemiyoruz, ölüme direnmek istiyoruz. Daha iyi olmak istiyoruz, daha iyi olacağımıza inanıyoruz. Daha hızlı koşabilmek, daha uzun olabilmek, daha yakışıklı ya da güzel olabilmek, hep genç kalabilmek… Belki de hiç kilo almamak ya da…

Batı ve İslam Dünyasında Platon'un Timaios'u
Felsefe Kitapları / 20 Temmuz 2019

Platon’un kozmoloji ve teoloji konusundaki fikirlerinin ele alındığı Timaios diyaloğu, evrenin ve insanın kökeni, Tanrı’nın mahiyeti gibi problemlerin yanı sıra etik değerlerin de irdelendiği bir metindir. Bugüne kadar üzerinde büyük tartışmaların kaleme alındığı ve metne dayalı pek çok yorumun yazıldığı, son dönem diyaloglardan biri olan Timaios’da Platon’un düşünce sisteminin ana hatlarını görmek, bunun astronomi, matematik, fizik, biyoloji gibi bilimlere yansımalarını takip etmek ve ayrıca Platon metafiziğini ve etiğini iç içe okumak mümkündür. İnsan, doğa ve evrenin kökeni ve yapısının ele alındığı metinde değişim, oluş ile idealar kuramı arasındaki ilişki de irdelenir. Elinizdeki bu kitap; Platon’un Timaios diyaloğunun, farklı zamanlarda ortaya çıkmış ve fakat ilişki oluşturmuş iki farklı medeniyette; Batı ve İslâm dünyasında, iki farklı manzarasını yansıtan bir eserdir. Timaios’un Arapça ve Fransızca tercümelerinin de karşılaştırmalı olarak yer aldığı eser, felsefe tarihi için kıymetli ve orijinal bir kaynak olmanın yanı sıra, okuyucuyu derin bir problematik yolculuğa da davet eder.