600 Yıllık Desen Serüveni
Sanat Kitapları / 13 Temmuz 2019

“Desen biçim değildir, biçimi görme yoludur.” “Desen görülen şey değildir, başkalarına gösterilmesi gereken şeydir.” “Bilinmediği zaman resim pek güçlü bir şey değildir. Ama bilinince… o zaman bambaşka bir şeydir!” – Edgar Degas Desen nedir ve gerekliliği nasıl açıklanır sorularına yanıt vermek için sanatçının sanat eserini oluşturma eyleminden çok öncesine, ilk çağlara kadar geriye gitmemiz gerekli görülmektedir. Desenin, çizim yapma eyleminin doğal bir ihtiyacı olduğu, sanatçı için desenin bir zorunluluk olmayıp, başlı başına yemek, içmek vb. eylemler gibi bir ihtiyaç olduğuyla karşılaşırız. Önce çizim vardı söyleminin ardında yatan gerçek, uygarlık tarihinin sözünü yazıya dökmeden önce resimle/desenle açığa vurmasının sonucudur. Sanat eserini üretme aşamasında desen pratiği, sanatçının tercihi ile eşzamanlı gelişen bir eylem biçimidir. Desen çalışması sanatçının “ana resme veya çalışma”ya geçmeden önce bir eskiz çalışması gibi de nitelendirilebilir. Yani kimi çevrelere göre desen, sanatsal bir ifade aracı niteliği taşımayabilir. Bu durum tartışılabilir veya ucu açık bırakılabilir. Ancak, sanatçı kimi zaman sözle anlatamadığını desenle anlatırken kendini daha iyi ifade ettiğini hisseder. Bu yönüyle bile çizim yapmak güven veren bambaşka bir şey tanımına ulaşır. Renk, her sanatçının tercih ettiği bir ifade yöntemi olmadığı gibi desen pratiğinin her sanatçının bir şekilde organik bağının olması hasebiyle güçlü bir ifade yöntemi olarak günümüz çağdaş sanatına kadar…

Spuren Der Soziokul Turellen Weldaastellung In Den Türkischen Deutschlehrbüchern Nach 1940 Stereotypenforschung
Eğitim Kitapları / 12 Temmuz 2019

Die Fremdsprachendidaktik ist nicht nur eine Auseinandersetzung mit einer Fremdsprache, sondren vielmehr eine Konfrontation mit einer auslandischen Kultur. In diesem Zusammenhang treten die nationalen Stereotypen zum Fremdsprachenland, -volk, und sogar zur Fremdsprache auf. Die Vorstellungen, die sich fast unabhangig von persönlichen Erfahrungen im Laufe der Zeit oft in Gestalt von Vorurteilen manifestieren, sind vielfach negativ gefarbt und können zu Kommunikations-störungen führen. Daher ist die Übertragung von Stereotypen, insbesondere von nationalen Stereotypen im Unterricht und in den Lehrbüchern von grober Bedeutung, weil die Lernenden dadurch eine innere und aubere Differenzierung vornehmen können und dies zur Wahl und Neustrukturierung von sozialen Einstellungen über das Fremdsprachenland, über deşsen Volk, Kultur und Sprache führen kann. Weiterhin vermag die Vermittlung der positiven Stereotype in schulischen Raumen und in den Lehrwerken zur Abschaffung der negativen Stereotype führen, denn es ist die Prioitat der Fremdsprachendidaktik sowie die Aufgabe von Lehrenden/Lernenden, beim Erlernen einer Fremdsprache negative Stereostype zu vermeiden und sie umzubauen.

Türk Halk Müziği Fonetik Notasyon Sistemi-THMFNS’nin Eğitsel-Öğretisel Uygulamalara Aktarım-Adaptasyon Süreçlerinde Kullanılması Öngörülen Modeller
Müzik Kitapları / 12 Temmuz 2019

Bu çalışma İstanbul Teknik Üniversitesi/İTÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü/SBE Müzikoloji ve Müzik Teorisi/MJT programı doktora tezi çalışmaları kapsamında hazırlanmıştır. Etnomüzikolojide dilbilimsel yaklaşımlar teoretikal perspektifleri ekseninde ses bilgisi/şekil bilgisi/söz bilgisi ölçütleri çerçevesinde lektoloji/fonoloji/müzikoloji performans özellikleri düzeyinde yapılandırılmıştır. Türk halk müziği yöresel ağız/şive/lehçe özellikleri linguistik yasalara bağlı olarak sesbilgisi/şekilbilgisi/sözbilgisi ölçütleri ekseninde Standart Türkiye Türkçesi/STT ve Türk Dil Kurumu Çeviriyazı İşaretleri/TDKÇYİ sembolleri ile transkript edilebilmektedir. Müzikolinguistik yasalara bağlı olarak ise etnomüzikolojide dilbilimsel yaklaşımlar ekseninde yapılanan sözel/sanatsal bir performans türü olarak tanımlanan türkülerin kuramsal/icrasal altyapısında varlığını sürdüren Türk halk müziği yöresel ağız özellikleri de Standart Türkiye Türkçesi/STT ve Türk Dil Kurumu Çeviriyazı İşaretleri/TDKÇYİ sembolleri ile transkript edilebilmektedir. Diğer dünya dillerinde de var olan bu gerçeğin yerel/evrensel standartlarca varlığı/kullanılabilirliği çeşitli alanlar üzerinde tescillenmiş olan Uluslararası Fonetik Alfabe/IPA sembolleri aracılığı ile notasyona aktarılarak aslına en uygun şekilde tekrar tekrar seslendirilebileceği dilbilimi/müzikbilimi uzmanlarınca tespit edilmiştir. Türk Halk Müziği Fonetik Notasyon Sistemi/THMFNS ulusal/uluslararası platformlardaki dilbilimsel/müzikbilimsel uygulamalara paralel bir uygulama başlatabilmek amacıyla İstanbul Teknik Üniversitesi/İTÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü/SBE Türk Müziği Programı/TMP yüksek lisans tezi kapsamında ilk temelleri atılan, İstanbul Teknik Üniversitesi/İTÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü/SBE Müzikoloji ve Müzik Teorisi/MJT Programı doktora tezi çalışmaları aracılığıyla geliştirilen bir notasyon sistemi önerisidir. Ses bilgisi/şekil bilgisi/söz varlığı ölçütleri ekseninde yerel/evrensel ilintilerle birlikte Standart Türkiye Türkçesi/STT-Türk…

Harp Raporlarına Göre Osmanlı Ordusu Filistin ve Suriye'den Nasıl Geri Çekildi?
Tarih Kitapları / 12 Temmuz 2019

“Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceği ve menfaatleri, Yakındoğu/Güney coğrafyamızda yaşanan gelişmelere uzak kalmaktan değil; bizâtihi 100 seneyi aşkın süredir başlatılan ve hala devam eden muhtelif projelere karşı panzehir politikalar üretmekten geçmektedir.” Tarihçi Enes Demir Birinci Dünya Savaşı sebepleri, cereyanı ve sonuçlarıyla bugüne kadar etkileri hala hissedilen mühim bir hadise idi. Şüphesiz bu savaş, birçok imparatorluğun ve devletin geleceğini tayin edecek mahiyette kritik sonuçlar ortaya çıkarmıştır. Savaşta yer alan fakat mağlup ayrılan Osmanlı Devleti için bu savaşın kaybına zemin hazırlayan önemli etkenlerden biri Filistin/Suriye Cephesi’nde yaşanan gelişmelerdi. Özellikle 19-21 Eylül 1918 tarihinde Filistin’deki vuku bulan Nablus/Meggido Harbi’nde 8’inci Ordu başta olmak üzere 7’nci ve 4’üncü Osmanlı Ordularının ağır bir yenilgi alarak geri çekilmek zorunda kalması tüm bölgenin kaybedilmesine yol açmıştır. Bölgenin tamamen elden çıkmasıyla savaş sonrasında ortaya çıkan ve etkileri günümüze kadar hala farklı şekillerde devam eden sorunların anlaşılabilmesi ve bunlara dair çözüm üretilebilmesi için bu meselenin layıkıyla tespit edilmesi gerekmektedir. Bu kapsamda; Kanal Cephesi’nin açılması Alman projesi miydi? Filistin Cephesi’nde İngiliz ilerleyişini hızlandıran en önemli olay neydi? İngiliz/Siyonist ortak aklının bölgeye yönelik projeleri nasıl uygulamaya konulmuştu? Başkumandan Enver Paşa’nın Filistin ve Suriye’ye dair emirleri neydi? Kudüs, Şam ve Halep nasıl kaybedildi? Üç Osmanlı Ordusu Nablus Harbi’nde nasıl yenilmişti? Osmanlı Ordusunu, 35 günde…

Ülker Köksal'ın Tiyatrolarında Sosyal Meseleler
Sanat Kitapları / 12 Temmuz 2019

Ülker Köksal, “Sacide”nin ilk defa sahnelendiği 1972’den, Değişim adlı son tiyatro eserini yayınladığı 2003 yılına kadar çok sayıda eser vererek tiyatro tarihimizin önemli isimlerini arasında yerini aldı. Yaşamın ve toplumun neredeyse her kesiminden/kesitinden olağanüstü gözlem yeteneğiyle yakaladıklarını en yalın ve anlaşılır şekilde sahneye taşıdığı oyunları, geniş kitlelere ulaşır. Oyun yazma deneyimini, kendi kişiliğini parçalayıp ayrıştırarak, oyun kişisiyle yeni bir alaşım yapma çabası olarak gören Köksal, hem kadın hem de duyarlı bir sanatçı olmanın tüm sancılarını hissetmiş ve bir parçası olduğu toplumdan derlediği, toplumsal birer hadiseye dönüşmüş konuları sahneye taşımıştır. Bu nedenle kadın sorunları, eğitim, yoksulluk, göç, toplumsal cinsiyet rolleri, boşanma, geleneksel yaşam tarzı, kuşak çatışması, baskı ve şiddet, ekonomik problemler, sosyo-ekonomik ve kültürel dengesizlik, cehalet, yozlaşma gibi sosyal meseleler, Köksal’ın eserlerinde önemli bir yer tutmaktadır. Çağını ve mevcut durumu iyi okuyan bir sanatçı olarak yazarlık sorumluluğunun temeline bu sosyal meseleleri alan Köksal, oyunlarında yaşadığı döneme kendine özgü bir duyarlılıkla ışık tutmayı başarmıştır.

Teknolojinin Soğukluğundan İnsanın Sıcaklığına
İnsan ve Toplum Kitapları / 6 Temmuz 2019

Günümüz teknolojisinin bizleri birbirimize daha çok yakınlaştıracağını düşünürken yanıldık. Tam tersi teknoloji bize “Bireysel Yalnızlık” sundu. Yalnızlıktan da öte, birbirimizden kaçar olduk. Toplumdaki mutsuz insan sayısı arttı. Hızına yetişemediğimiz şehir hayatı, zorlaşan hayat şartları, insanı sürekli yoran günlük problemler, ödenmesi gereken ve günü gününü tutmayan faturalar, hava kirliliği ya da kısa zamanda çok iş bitirme telaşı… İnsanlardan ve insan ilişkilerinin sahici sıcaklığından boşalan yerleri zamanla teknoloji diye nitelendirdiğimiz ruhsuz araçlarla doldurmaya çalıştık. Ancak insanların tabiatı gereği aile ortamının sıcaklığına, sevginin koruyuculuğuna, arkadaş eş dost sesine yakınlığı oranında mutlu olacağını unuttuk. Günümüzde insanlar, yaşadığımız çağın gereği olarak, her şeyi bilmek, duymak, okumak, izlemek zorundadır. Tüm bunları da başkalarıyla iletişim kurmadan tek başına yapmak olgusuyla karşı karşıyadır. Konuşacak, dertleşecek, yaşamı paylaşacak kimseyi bulamamaktadır.

Sende Saklısın
İnsan ve Toplum Kitapları / 6 Temmuz 2019

Şimdi bir film izlediğinizi düşünün. Geriye doğru yaslanın ve bu filmde kronolojik zamana olaya veya durumlara odaklanın. Kuşkusuz başrol oyuncularının isimleri ve görünüşleri dikkatinizi çekecektir. Bu filmin sahnelerinden etkilenerek ya ağlayacak ya da güleceksiniz. Belki de duygularınızı belli etmeden öylece izleyeceksiniz. Ama sonuçta bir film izlemiş olacaksınız. Birazdan okuyacağınız bu kitap ise, sizin kendinizi izlediğiniz bir film olacaktır. Bu kitapta; düşünce, duygu ve davranışlarınızı fark edebileceksiniz. İçinizde saklı olan kendinizi izleyebileceksiniz. Bu kitabı okuyarak sadece bir film izlemiş olmayacaksınız. İçinizde saklı olan kendinizi bulacaksınız. Kendinizi bulmanız dileğiyle keyifli okumalar…

Ziya Paşa’nın Arz-ı Hal’i
Edebiyat Kitapları / 6 Temmuz 2019

Ziyâ Paşa’nın 19. yüzyılın ikinci yarısında zor günler geçiren Osmanlı Devleti’nde idari ve mali ıslahatlar yapılması için öneri ve düşüncelerini ortaya koyduğu eseri olan Arz-ı Hâl, genellikle “padişaha sunulan bir dilekçe” olarak anılmaktadır. Eserde, Ziyâ Paşa’nın kısa bir biyografisi ve yıkılmaya doğru giden bir ülkenin yıkılışına çare olabilmesi umuduyla kaleme aldığı sosyal, siyasal ve ekonomik alanlara ilişkin öneri ve düşünceleri bulunmaktadır. Arz-ı Hâl, Sultan Abdülaziz’in Avrupa seyahati sırasında kendisine Londra’da 1867 yılında takdim edilmiş ve şairin ölümünden sonra müstakil bir eser olarak bastırılmıştır. Ziyâ Paşa’nın devlet tecrübelerinin büyük bir ustalıkla yansıtıldığı bu eser, yer yer siyasetnâme özelliklerine sahip olup 72 sayfadan müteşekkildir. Eser, ilk olarak İkinci Meşrutiyet’in ilanından birkaç yıl sonra yayımlanmıştır. Arz-ı Hâl, Zafernâme’deki hicvin temel hareket noktasını teşkil eder. İki eserin de odak noktasında Sadrazam Âlî Paşa’nın yanlış politikaları vardır. Arz-ı Hâl’in etrafında dolandığı ve Âlî Paşa idaresine eleştiriyi içeren belli başlı konular ise Belgrad kalesinin Sırplara terk edilmesi ve antlaşma hükümlerine uyulmaması, Karadağ’da bulunan kalelerin yıkılması, Girit sorunu, istikraz (borçlanma) sorunu, Suriye meselesinde ödenen tazminat, eğitim politikasındaki sorunlar, mülteci sorunu, vergi toplama usulündeki haksızlıklar ve adaletsizliklerdir.

Osmanlı Döneminde Diyarbakır Üzerine Bazı Tespitler ve Diyarbakır Şer’iyye Sicilleri (Katalog ve Fihristleri)
Tarih Kitapları / 6 Temmuz 2019

Uzun bir dönem, Osmanlı tarihi üzerinde yapılan çalışmaların ağırlık noktasını siyasi tarih ve özellikle merkez teşkilâtı üzerine yapılan çalışmalar teşkil etmiştir. Ancak zamanla Osmanlı Devleti’nin diğer yönlerinin de bilinmesi gerekliliği ortaya çıktığından; sosyal ve iktisadi tarih üzerindeki çalışmalar da artmaya başlamıştır. Bu çalışmalarla birlikte, asırlar boyu çeşitli din-dil ve ırktan insanları bir arada bünyesi içerisinde barındıran bu devletin taşra teşkilâtının d incelenmesi, merkez teşkilâtının bilinmeyen yönlerinin aydınlanması için bir zorunluluk haline gelmiştir. Osmanlı Devleti’nin her bakımdan en buhranlı dönemlerini oluşturan 18. veya 19. yüzyıllar içerisinde siyasi, sosyal ve iktisadi tarihi üzerinde yapılan çalışmalar bir kenara konulacak olursa, taşra teşkilâtının konu edinildiği çalışmaların oldukça yetersiz olduğu görülecektir. Bu bakımdan klasik Osmanlı düzeninden Tanzimat’la öngörülen yeniden yapılanmaya geçişi belirleyen bir süreç içerisinde, Anadolu’nun önemli eyalet merkezlerinden bir tanesi olan ve Anadolu’nun siyasi ve ekonomik tarihinde önemli bir yere sahip, Diyarbakır hakkındaki tespitler büyük önem taşımaktadır. Zira Diyarbakır Eyaleti ve bu eyaletin merkezini teşkil eden Amid Sancağı, bütün Osmanlı hâkimiyeti boyunca önemini korumuştur. Diyarbakır eyaleti 1515 tarihinde Osmanlı hâkimiyetine katılmış ve bu tarihten başlayarak, Osmanlı Devleti’nin sonuna kadar, Diyarbakır şehri, Diyarbakır Eyaleti’nin merkezini teşkil etmiştir. Eyalet yönetiminde görevli olan yöneticiler, aynı zamanda sancak ve şehir yönetiminden de birinci derecede sorumlu olmuşlardır. Bu sebeple…

Karşılaştırmalı Eğitim Yönetimi
Eğitim Kitapları / 6 Temmuz 2019

Eğitim sistemleri belli bir kurumsal temele dayalı olarak ülkelerin toplumsal yapıları ve siyasal politikaları doğrultusunda yapılandırılmaktadır. Ancak eğitim sistemlerinin ülke kalkınmasına katkı derecesinin belirlenmesinde, diğer ülkelerin eğitim sistemlerinin yapısı ve ülke gelişimine katkılarının dikkate alınması önem taşımaktadır. Bu bağlamda eğitim sistemlerinin karşılaştırılmasında ülkelerdeki eğitim sisteminin temel öğeleri olan program hedefleri, içerikleri, öğretmen niteliği, öğretim süreci ile toplumsal kimlik, kültürel yapı, kalkınma ve eğitim politikaları gibi temel özelliklerinin tanınmasında yarar vardır. Ülkelerin eğitim sistemlerinin ve politikalarının karşılaştırılması bu çerçevede yapıldığında işte o zaman bir ülke eğitim sisteminin niteliği ve verimliliği hakkında daha nesnel bir sonuca gidilebilir.