Kuran'dan Rahmet Esintileri
İslam Kitapları / 18 Ağustos 2019

Kur’an-ı Kerim, en çok okunan, ezberlenen, hakkında makalelerden tefsire kadar en çok yazı yazılan kitaptır. Önemli olan onu çok okumak, birkaç günde hatimler inmek değil, onu hayatımızda yer alacak şekilde özümsemektir. İnsanlığa hidayet rehberi olarak gelen Kur’an, amel etmek, tefekkür etmek, tevhid inancından uzaklaşmamak için okunmalıdır. Hayatımızın kılavuzu olarak her an için bir başvuru kitabı olarak okunmalıdır… Elektronik bir eşya alındığı zaman yanında verilen kullanma kılavuzuna göre o cihazı nasıl kullanıyorsak, hayatımızda aldığımız her nefesi, yapacağımız her eylemi Kur’an’ın gösterdiği kılavuzluk doğrultusunda yapmalıyız. Kur’an bizim rehberimizdir. Karanlıklardan çıkmak, aydınlık yarınlara ulaşmak ve ebedi saadeti elde etmek için tek kılavuzumuzdur. Kur’an’ı sevap makinesi olarak görmek yerine amel etmek için okumalıyız. Kur’an’dan istifade edebilmek için bizden istediklerini yapmak, sakınmamızı istediği hususlardan da tereddütsüz kaçınmalıyız. Bunun için Kur’an’ı anlamaya ve tefekkür etmeye çalışmalıyız. Unutmayalım ki, anlamadan yapılan okumalar yalnızca okumuş olmak için yapılan okumadan öteye gitmeyecektir.

İslam İktisadının Fıkhi Temelleri
İslam Kitapları / 16 Ağustos 2019

İslam ekonomisi başlığı altında ele alınan konular, bilimsel olarak ekonomi ve İslam okulunun verilerine göre şekillenmiş olan hüküm ve kurallardan oluşmaktadır. İslam ekonomisi okulunu araştırıp tanımak, uzun zamandan beri din âlimlerini düşündüren bir konu olmuştur ve bu konuda farklı görüşlerin ortaya çıkmasına yol açmıştır. Bu görüşlerden biri de Şehid Ayetullah Seyyid Muhammed Bakır es-Sadr ’a aittir. Sadr , İktisaduna / Ekonomimiz adlı eserini telifederek, İslam ekonomisi okulunu tanıtmayı başarmıştır; iktisadî ilimler ile bunun hüküm ve kuralları arasındaki meselelerin ilişkisini açıklayarak diğer görüş sahipleri için uygun bir araştırma zemini oluşturmuştur. Yine de İslamî kaynaklı ekonomi sistem ve politikaları tasarlamak; iktisat ekolünün, hedef ve temellerinin yanı sıra bilhassa ahkâm ve kanunlara vâkıf olan değerlerin incelenip istihrâc edilip, çıkartılması ile gerçekleşebilir.İslam ekonomisini elde etmemiz için bize yardımcı olan çok önemli konulardan biri fıkhın konumu ve ictihâd yöntemidir. Çünkü din bilimcileri olan fakihler sadece bu vesile ile İslam ahkâmını istinbât edip onları âyetler, rivâyetler, temel kavramlar, ilkeler ve değerlerin tanımını göz önünde bulundurarak iktisat ekolünü belirleyebilirler. Bu nedenle; iktisadî meselelerin incelenmesinde, planlamalar ve politika belirlemelerinden yararlanmak üzere, İslam ekonomisinin fıkhî temellerini tanımak son derece önemlidir. Elinizdeki kitap, bu ihtiyaçları gidermek üzere hazırlanmıştır.

Tabatabai'de Varlık Felsefesi
İslam Kitapları / 16 Ağustos 2019

Batılı veya batı dilleriyle yapılan araştırmaların dayanağı, İran’da klasik felsefe eğitimini yüzyıllar boyu sürdürmüş geleneksel âlimler ve eserleri olmuştur. Bu âlimlerin 20. asırdaki en büyük temsilcisi ise Muhammed Hüseyin Tabâtabâî’dir. Telif ettiği felsefe eserleri ve klasik felsefe alanında yetiştirdiği aktif öğrencileri sayesinde, İran felsefe geleneğinin özellikle de ‘Aşkın Hikmet Okulu’ olarak bilinen Molla Sadrâ tarafından 17. asırda temelleri atılan felsefî sistemin dünyaya tanıtılmasında çok önemli katkılarda bulunmuştur. ‘Aşkın Hikmet Okulu’nun öne çıkardığı en önemli kavram varlıktır. Varlık ile metafizik arasında kurulan sıkı ilişki metafiziğin bir tür varlık felsefesine dönüşmesini sağlamış ve birbirinden ayırt edilemez bir terkibe ulaştırmıştır. Varlıkla ilgili görüşlerin metafizikle ilgili görüşlerle iç içe olması, herhangi bir alanda yapılacak araştırmanın diğerine zorunlu bir kayışı gerektirmesine yol açmaktadır. Bu kitap, İslam felsefesinin geç döneminde varlık felsefesi ile metafiziğin ana konularından birini, döneminin tartışmasız en önemli filozoflarından sayılan Tabâtabâî felsefesi özelinde araştırmayı hedeflemektedir. Bu tür bir felsefenin öne çıkardığı kavramların analizi, üstüne oturduğu temelleri ortaya çıkarmak ve tarihsel olarak konumlandığı yeri tayin etmek, eserin hedefini teşkil etmektedir.

İrfan ve Siyaset
İslam Kitapları / 16 Ağustos 2019

İrfani̇ bakışın sunduğu i̇nsan ve evren tasavvuru, kendi̇ne özgübi̇r sosyal-si̇yasal düşünceyi̇ gerekti̇ri̇r mi̇? Yoksa bu bakış açısının si̇yasi̇ bi̇r düşünceni̇n şeki̇llenmesi̇nde hi̇ç bi̇r rolü yok mudur? Ari̇fleri̇n si̇yaset sahnesi̇ne akti̇f katılımları ya da bu sahneden uzak durmaları, onların i̇rfani̇ düşünceleri̇nden mi̇ yoksa ki̇şi̇sel terci̇hleri̇, karakteri̇sti̇k özelli̇kleri̇ ve di̇ğer başka düşünsel eği̇li̇mlerden mi̇ kaynaklanmaktadır? İrfani̇ bakış açısının si̇yasi̇ bi̇r düşünceni̇n şeki̇llenmesi̇nde etki̇si̇ varsa eğer, bu etki̇ni̇n mahi̇yeti̇ nedi̇r? Yani̇ hangi̇ sosyal-si̇yasal düşünceyi̇ onaylar ve savunur, hangi̇si̇ni̇ reddeder ve yadsır? Bu sorular bağlamında özelli̇kle son yüzyıl i̇çeri̇si̇nde çok farklı görüşler ortaya konmuştur. Bu görüşleri̇n ortak yönü, hepsi̇ni̇n de açık ve net ya da dolaylı olarak i̇rfani̇ düşünceni̇n bi̇r şeki̇lde si̇yaset sahnesi̇ni̇ etki̇ledi̇ği̇ yönündedi̇r. Ayrıştıkları yön i̇se bu etki̇ni̇n nasıllığı ve hangi̇ boyutlarda olduğu noktasındadır.

Aleviler Vardır
İslam Kitapları / 16 Ağustos 2019

Aleviler Vardır!, Süleymancılar tarikatı içerisinde yetiştikten sonra Aleviliğini keşfedip asimilasyona savaş açan bir yazarın anı ve analizlerinden oluşan sıra dışı bir kitap! “Benim yazı serüvenim uzun süre İslami tarikatlar içerisinde kalan biri olarak, Alevi kimliğine hor bakanlara, onu yetersiz bir kimlik, inanışmışçasına Sünni ibadet ve inançlarla takviye etmeye kalkanlara, Alevilerin asimile edilmesine bir tepki olarak başladı. Belli bir bilinçlenmeye eğitim yoluyla ulaştıktan sonra Sünni Müslüman kimliğine sığamadım ve Alevi kimliğimin de etkisi ile bu kesimle yollarımı ayırdım. Doğal olarak bu aşamaya gelmemde yıllarca bu kesimler arasında yaşarken, zaman zaman Alevi kökenli biri olduğumu öğrenen çevremdekiler çoğu zaman Alevilere yönelik iyi şeyler söylemediler. Açıkça çoğu zaman dışlandım, horlandım ve kimliğim hakkında bilinen iftiralar her seferinde tekrarlandı. İşte bunlar onlarla yollarımı ayırmamda etkili oldu…”

Te'vilatü'l Kur'an Tercümesi Fihrist
İslam Kitapları / 11 Ağustos 2019

Ebu Manur el-Matürîdi(Ö. M. 944), Ehl-i sünnet kelamı ile dirayet tefsirinin kurucusu ve Hanefi fıkhının geliştiricisidir. Günümüze ulaşan ilk dirayet tefsirinin müellifidir. İmam Matüridi, Te’vîlat’ında, sahabe, tabiin ve tebe-i tabiin neslinden intikal eden açıklamaları da nakletmiştir. Böylece, muhtemel anlamları akıl yürüterek belirlemeye çalışmak suretiyle te’vil yöntemini uygulamıştır. Eserde, itikadi mezheplere dair bilgilere yer verildiği gibi, fıkhi mezheplere, özellikle Şafii fıkhına ilişkin bilgilere de yer verilir. Te’vîlatü’l Kur’an Tercümesi, Matüridi’nin günümüze intikal eden en hacimli eseri olup tefsire dair erken devir İslam düşüncesi ürünlerinin en önemlilerindendir. Kitap, başta tefsir olmak üzere kelam, mezhepler, fıkıh, usul-i fıkıh gibi temel İslami ilimlerin yanı sıra İslam dışı din ve mezheplere ilişkin değerli bilgiler de içerir. Eserin tamamı 17 cilt olup, 9. cildini takdirlerinize sunuyoruz.

Kur'an'ın Sırları
İslam Kitapları / 11 Ağustos 2019

Osmanlı’nın son dönemlerinde birçok önemli görevi üstlenmiş ve sadrazamlığa kadar yükselmiş bir devlet adamı olan Gazi Ahmed Muhtar Paşa, aynı zamanda matematik ve astronomi alanında kendisini çok iyi yetiştirmiş bir bilim adamıdır. Gazi Ahmed Muhtar Paşa’nın 1336/1917 senesinde basılmış olan Sera’i­ru’l-Kur’an’ı, Kur’an’daki ayetlerin kainattaki muhteşem nizama nasıl atıflar yaptığını ve Kur’an’ın modern bilimle olan uyumunu göstermek maksadıyla kaleme aldığı eseridir. Ahmed Muhtar Paşa’nın din ile bilimin, vahiy ile aklın çelişemeyeceğini, tabiat ayetleri ile Kur’an ayetlerinin birlikte okunmasının gerekliliğini göstermeye çalıştığı, yüz yıl önce Osmanlı Türkçesiyle yazılan bu kıymetli eserinin yeniden neşrini sizlere sunmaktan mutluluk duyarız.

Hadis Tarihinde Muhaddis Sufiler
İslam Kitapları / 11 Ağustos 2019

Bu çalışmada, tasavvuf tarihinde önemli ve farklı bir yeri olan, H. 4./M. X. asırda yaşamış ve hadisle ilgilenmiş zâhid ve süfilerie, süfi meşrebli ınuhaddisler incelenmiş; onların hadis anlayışları ile kullanmış oldukları hadislerin durumları ele alınmıştır. Böyle bir çalışma iki yönden önem taşımaktadır: Evvela, süfilerin hadis anlayışları, hadisçilere ve hadis ilimlerine karşı tavırları ile, bilhassa konulanyla ilgili seçmiş oldukları hadislerin durumları hep merak konusu olmuştur. Çünkü bu kesime mensub kimselerden bazılarının iyi niyetle de olsa, hadisçiler tarafından şiddetli bir şekilde tenkit edilen hadis uydurma faaliyetine adlarının karıştığı tarihen tespit edilmiştir. Böyle bir uygulama hepsinde var mıdır, yoksa ilgilenmiş oldukları alanda zayıf hadisle amele yumuşak bakılınası mı buralara götürmüştür, ya da cehalet mi bunda etkili olmuştur? Hadis ilimleriyle iştigal edenlerde de bu hata görülmekte midir? İşte, benzer hususlar hep merak edilmiştir. Ayrıca; tetkik edilen asrın, tasavvuf tarihinde farklı bir yeri vardın Bu asırda, daha önce başlatılan ve tasavvufa Kuran ve Sünnet’ten kaynak bulma, tasavvufu Sünni bir temele oturtma gayretleri olgun-laşmış ve ürünleri alınmaya başlamıştır. Nitekim Sünni tasavvufun temel kaynakları bu dönemde kaleme alınmıştır. Tasavvuf, aynı za-manda, yine bu asırda, ricali ve kaynakları ile müstakil bir ilim olma çabası içerisindedir. Yukarıda değindiğiniz meselelere ışık tutmayı hedefleyen bu eser, H. 4./M. X. asırdaki muhaddis…

Sorularla Hadis Meseleleri
İslam Kitapları / 11 Ağustos 2019

Hadisle ilgili tartışmalar yer yer ivmesini kaybetse de canlılığını koru-maya devam etmektedir. Bu çalışmada daha ziyade usul ve tarih konularına daha ağırlık verdik. Diğer çalışmalarımızdaki bazı hadis sorularına da yeni bilgiler ilave etmek suretiyle yetmiş üç soru tespit etmiş olduk. Bunlardan bir kaçını zikretmek gerekirse aşağıdaki sorulara cevap aramaya çalıştık: • Sünnet nedir? Sünnet ve hadis aynı şey midir?• Çoğu cerh ifadeleri sadece “zayıf” şeklindedir. O halde “Cerh, müfesser olmalıdır” kuralı ne anlama gelmektedir?• Zayıf hadisle fezail konusunda müstehab hükmü verilebiliyor. Müstehab ahkamdan değil mi, nasıl oluyor?• Kur’an’ı anlamada “uygulama” veya “ameli tevatür”ün fonksiyonu var mıdır, varsa nasıldır?• Mütevatir hadisi inkar etmek küfür müdür?• Ahad hadis/haber-i vahid ne demektir? ilim ifade eder mi?• Haber-i vahid itikadi konularda delil olur mu? • Sünnet vahy-i gayr-i metluv müdür?• Muhaddislerin sahih veya zayıf dediği bir hadisle fakihlerin amel etme zorunluluğu var mıdır?• Kur’an’a aykırı hadis var mıdır?• Ebu Hureyre ile ilgili tenkitler haklı mıdır?• Hz. Ömer, hadisleri yazmayı yasaklamış, hadis rivayetine karşı çıkmış mıdır?• Buhari, Sahih’ini kendi yazmamış mıdır?• Mutezilenin hadis konusundaki tavrı nasıldır?• Oryantalistlerin isnadların ve metinlerin gelişimi ile ilgili iddiaları hakkında ne düşünüyorsunuz?• Kur’an ve sünnet arasındaki nesh ilişkisini nasıl anlamalıyız?• Hadis meclisleri sistematik olarak ne zaman kurulmuştur? Bir anlamda sistematik…

Hadis İlmine Giriş
İslam Kitapları / 10 Ağustos 2019

İslam dininin asil iki kaynağı Kur’an ve Sünnet’tir. Kur’an Allah’ın muciz vahyi, Sünnet Hz. Peygamber’in örnek hayatıdır. Müslümanlara düşen vazife her ikisine de uymak, ittiba etmektir. Fakat bu noktada şöyle bir mesele ile karşılaşılmaktadır: Her ne kadar Kur’an’ın sübutu kat’i olsa da delaleti zannidir. Sünnet’in ise hem sübutu hem delaleti zannklir. Yani Kur’an’ın yorumunda, Sünnet’in ise hem tespitinde hem yorumunda ihtilaf edilmesi mukadderdir. Zaten İslam alimleri de bu hususlarda tarih boyunca kanaatlerini serdetmişlerdir. Sünnet’in ne olduğu yani neye Sünnet denileceği, Sünnet’in bağlayıcılığı yani evrenselliği, tarihselliği, yerelliği, Sünnet’in nasıl tespit edileceği yani Kur’an’ın, amel-i ehl-i Medine’nin, marüf sünnetin, hadislerin, siyerin, külll ilkelerinin, fıtratın ve aklın Sünnet’in tespitindeki yeri, kelami meselelerde Sünnet’in yeri, fıkhu’s- Sünne yani Sünnet’in fıkıhta nasıl delil olacağı, Sünnet’in kaynağı yani vahiy ya da beşeri oluşu, hadislerin tenkidi yani isnad ve metin tenkidinin meşruiyeti ve çerçevesi, hadis kaynaklarının güvenilirliği, uydurma sözlerin hadis eserlerinde bulunması, zayıf hadislerin kelâmi ve fıkhi konularda delil olarak kullanılması, hadislerin yorumunda ifrat ve tefrite düşülebilmesi ve hadislerin ifade ettiği bilginin boyutu konularında tarih boyunca tartışmalar yaşanmış, halen de yaşanmaktadır. Bu noktada doğru bilgiye ulaşabilmek için meseleleri hakikate ulaşma amacı taşıyarak, ön yargılardan ve sloganik bilgilerden uzak bir tarzda değerlendirmek gerekir.