Kaos İmgelemi
Felsefe Kitapları / 16 Ağustos 2019

Dünyaya anlam kazandırmak için anlattığımız öyküler –mitoloji ve din, edebiyat ve felsefe, bilim ve sanat– fikirlerimizi başkalarına aktarma araçlarımızdır. Ancak düzen arayışımızın altında temel düzensizlik korkusu yatar. Gerçek kaosu imgelemek zordur, onu betimlemekse çok daha zordur. Kaos İmgelemi’nde Martin Meisel büyük bir tutkuyla ve heyecanla mutlak kaosu göstermek, ortaya koymak ve rasyonalize etmek için müthiş bir uğraş veriyor. Bu amaçla, kaos imgesinin toplumsal, psikolojik ve kozmolojik dönüşüm noktalarının öyküsünü aktarıyor. Edebiyattan, felsefeden, resimden, grafik sanatından, bilimden, dilbilimden, müzikten ve filmlerden örneklerle, 18. ve 19. yüzyıllarda kaosun yıkıcılıktan özgürlük ve enerji sağlama potansiyeli olan bir imgeye dönüşümünün olağanüstü öyküsünü anlatıyor. Sophokles, Platon, Lucretius, Calderon, Milton, Haydn, Blake, Faraday, Çehov, Faulkner, Wells ve Beckett okumaları ile Brueghel, Rubens, Goya, Turner, Dix, Dada ve fütürist ressamların tablolarını aynı potada eriten Meisel, termodinamikte enerji ve entropinin ele alınışındaki devrime dikkat çekiyor. Yazar sonunda bu kaotik çerçeveyi anlam, amaç, ölümlülük ve zihin gibi konuları açıklamakta kullanıyor.

Ali Şeriati'den Aforizmalar
Felsefe Kitapları / 16 Ağustos 2019

Dünyayı yeniden yaratmak için!.. Bu yaşlı dünyada yeni dünyanın inşası için sayısız haşarat lazım! Bir dünya ki, sakinleri üç ezeli akrabadı: Allah, insan ve aşk

Otobiyografik Yazılar ve Notlar
Felsefe Kitapları / 9 Ağustos 2019

Çocukluğunda dini bütün bir Hıristiyan. Müziğe pek meraklı… Yetenekli ve gelecek vadeden genç bir filolog iken Schopenhauer ile tanıştı, tabii eserleri üzerinden. Hayat boyu devam edecek hesaplaşmalar ve kopuşlar başladı… Sonrasında, ortaya koyduğu eserler üzerine notlarından izlenebilen bir yaşam… Felsefe tarihinin en müstesna filozoflarından Nietzsche’nin sıra dışı yaşam hikayesi.

İslam Felsefesi Sözlüğü
Felsefe Kitapları / 7 Ağustos 2019

Bu sözlükte dil olarak “mana-yı mefhum şudur” dendiğinde anlaşılması istenen “anlam” anlamına olmak üzere anlam önde tutulmuştur; veya en azından tutulmaya çalışılmıştır. Anlam bir başka “entity”ye feda edilmemiştir. Aksi vakidir. Bu sözlüğün dili, veya bu sözlükte kullanılan dil “tuz değirmeni” gibi çatır-çutur veya takır-tukur olmakla eleştirilebilir. Orta bir dil kullanılamadığı, cümlelerin bazen uzun bazen kısa olduğu söylenebilir. Hiç şüphesiz bir felsefe sözlüğü yazmaya kalkışmak o dilde bulunan ve elan kullanılan sözcüklerın “already” sahip olduğu anlam yüklerini değiştirmek değildir. Zaten, yani asıl anlamında “zaten” ile, özsel anlamında, buna imkân da yoktur. Gelmiş geçmiş “türün en iyi örneği” filozof Aristoteles’in bile felsefeye toplam olarak 27 kavram kattığı dikkate alınacak olursa bir dili değiştirmenin “possibility”si kendiliğinden “ikna edici” bir şekilde ayan-beyan ortaya çıkar, görünür. Sözlük hiçbir zaman tamam olmaz. Dolayısıyla rahatlıkla diyebiliriz ki “abide” sözlükler varsa da “mükemmel” sözlük yoktur..

Yanılgılar ve Tanrı
Felsefe Kitapları / 6 Ağustos 2019

Bu kitap, çağımızın en ünlü ateisti Richard Dawkins’in “Tanrı Yanılgısı” isimli kitabına bir yanıttır. Ateistler ve teistler ezeli rekabet içindeki iki takımın taraftarı gibiler!Tanrı’nın varlığı üzerine yapılan her tartışma bir derbi maçı gibi geçiyor; kavga, gürültü, hakaret, küfür…İki tarafın da amacı, ne olursa olsun maçı kazanmak!Oysa bu çok saçma! Burada kazanmanın bir önemi yok ki, önemli olan gerçeğe ulaşmak!Tanrı var mı, yok mu?Üçüncü seçeneği olmayan bir soru bu! Üstelik yanlış seçeneği işaretleyenlerin durumu feci!Feci çünkü, eğer Tanrı varsa, yok diyenleri öldükten sonra sonsuz bir ceza bekliyor.Feci çünkü, eğer Tanrı yoksa, var diyenlerin hayatı birçok gereksiz kural, ritüel ve yasaklar içinde boşuna geçiyor.O halde yapılması gereken şey durumun ciddiyetini kavrayarak konuyu öğrenmek ve gereğinde fikir değiştirmekten kaçınmamak.Ben bir teistim ve elinizde tuttuğunuz kitabı ateizm inancında gördüğüm bariz yanlışları anlatmak için yazdım.Yaşadığım evreni anlamaya çalışıyorum ve anladıklarımı da paylaşma telaşındayım.Hepsi bu.

Duygu Felsefesi
Felsefe Kitapları / 3 Ağustos 2019

Felsefede duygulu bir varlık olarak insanı açıklama çabaları oldukça tartışmalıdır. Zira insanın akıllı bir varlık olduğu düşüncesi her zaman önemsenmiş duyguları pek dikkate alınmamıştır. Akıl ve duygu aynı insanın iki farklı boyutu olmasına rağmen aralarındaki ilişki çoklukla bir zıtlık ilişkisi olarak değerlendirilmiştir. Oysa insan aklı da duyguları da inkâr edilemeyen bir varlıktır. Amacı ilkçağdan günümüze felsefe tarihindeki filozofların dikkat çeken duygu görüşlerinden hareketle konuyu değerlendirmek olan bu kitapla duyguya felsefi bir bakış oluşturulması hedeflenmektedir. İnsanın duygusal boyutuna dikkat çekecek çalışmalara katkı sunması amaçlanmaktadır.

Immanuel Kant'ın Kozmopolit Hukuk İdealine Karşı Carl Schmitt'in Realizmi
Felsefe Kitapları / 3 Ağustos 2019

Bu kitapta, insanlığın yüzyıllara rağmen son veremediği ağır insan haklarının sonuçlarından ziyade sebeplerine odaklanılmıştır. Özellikle İnsan hakları ihlallerinin bu denli meşruiyet veya aleniyet kazandığı son iki yüzyılda, uluslararası hukukun giderek yok olmaya yüz tuttuğu iddiası da bu çalışmanın başlıca sorunsalıdır; uluslararası hukukun, imkanı ve imkansızlığı üzerine bizi düşündürmeye ve araştırmaya sevk eden, tarafımızca görüşlerinin ‘evrensel bir öngörü’ olduğu iddia edilen iki önemli düşünür çalışmamızda karşı karşıyalar: Immanuel Kant ve Carl Schmitt. Kant, “Ebedi Barışa Doğru” eserinde insanlık için kozmopolit hukuk düzeninin neden ve niçin gerekli olduğundan ve uluslararası düzeni garanti edebilecek hukuk kurallarının oluşturulması için devletlerin yükümlülüklerinden bahsetmiştir. Schmitt, “Siyasal Kavramı” eseri ve de “politik-olan” kavramı ile birlikte kitapta yer alıyor. Egemenlik kavramını her şeyin üstünde tutan ayrıca devleti her zaman, her koşulda önceleyen Schmitt, uluslararası hukuku eleştirirken “Politik-olan hukukun belirleyenidir” diyerek ‘hukukun araçsallaştırılmasına’ da karşı çıkmaktadır. Uluslararası hukukun bugünkü durumu karşısında kitapta varılan sonuç ise; “kozmopolit hukuk” düzeninin imkansızlığıdır. Bu durum ise Kant’ın ideali ile Schmitt’in realizmi arasında kalan bazı toplumların geleceğini belirsizliğe doğru sürüklemektedir.

Yeryüzü Tanrıları
Felsefe Kitapları / 1 Ağustos 2019

Woodrow Wilson’ın söylediği gibi, Cibran “Batı’yı kasıp kavuran ilk Doğulu fırtına”dır. Rodin’in öğrencisi olup ardında yüzlerce eser bırakan bir ressam, “Lübnan bir dağın değil, bir şiirin adıdır,” diyen bir şair, sevdiği topraklardan sürgün edilmesine rağmen sözünü asla esirgememiş bir düşünür ve yazardır. Yeryüzü Tanrıları, lirizmi, felsefi derinliği ve insanlığın evrensel kaygılarını mimleyen metaforlarıyla, diğer büyük eserlerinden geri kalmayan, görkemli bir metindir.

Enkheiridion
Felsefe Kitapları / 31 Temmuz 2019

Epiktetos (yaklaşık olarak MS 50-125/130): Roma İmparatorluğu döneminin en önemli ve en meşhur filozoflarındandır. Muhtemelen çocukken Roma’ya gelmiş, kendisi de bir zamanlar köle olan özgür Epaphroditus’un kölesi olmuştur. Epiktetos dönemin en büyük Stoacı öğretmeni Musonius Rufus’un derslerine katılmış, düşüncelerinin peşinden gitmiştir. Kölelikten azat edildikten sonra, İmparator Domitianus döneminde filozofların sürgün edilmesi kararı üzerine Roma’dan ayrılmış, Kuzey Yunanistan’daki Nicopolis’te okulunu kurmuştur. Birçok soylu Romalı onun öğrencisi olmuş, bunlardan Lucius Flavius Arrianus öğretilerini Sokrates gibi kaleme almamış olan Epiktetos’tan öğrendiklerini Diatribai ve Enkheiridion adlı iki ayrı metinde toplayıp günümüze ulaşmasını sağlamıştır. Diatribai’da Stoa etiğinin temel unsurları kapsamlı bir şekilde ele alınmıştır, daha kısa olan Enkheiridion ise sözlük anlamı gibi onun “rehber” olarak kullanılabilecek bir özeti sayılır.

Enkheiridion (Ciltli)
Felsefe Kitapları / 31 Temmuz 2019

Epiktetos (yaklaşık olarak MS 50-125/130): Roma İmparatorluğu döneminin en önemli ve en meşhur filozoflarındandır. Muhtemelen çocukken Roma’ya gelmiş, kendisi de bir zamanlar köle olan özgür Epaphroditus’un kölesi olmuştur. Epiktetos dönemin en büyük Stoacı öğretmeni Musonius Rufus’un derslerine katılmış, düşüncelerinin peşinden gitmiştir. Kölelikten azat edildikten sonra, İmparator Domitianus döneminde filozofların sürgün edilmesi kararı üzerine Roma’dan ayrılmış, Kuzey Yunanistan’daki Nicopolis’te okulunu kurmuştur. Birçok soylu Romalı onun öğrencisi olmuş, bunlardan Lucius Flavius Arrianus öğretilerini Sokrates gibi kaleme almamış olan Epiktetos’tan öğrendiklerini Diatribai ve Enkheiridion adlı iki ayrı metinde toplayıp günümüze ulaşmasını sağlamıştır. Diatribai’da Stoa etiğinin temel unsurları kapsamlı bir şekilde ele alınmıştır, daha kısa olan Enkheiridion ise sözlük anlamı gibi onun “rehber” olarak kullanılabilecek bir özeti sayılır.